Hakkımda

Fotoğrafım

Bir reng-i nümayişten ibarettir edamız.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

George Dumezil anlatıyor, altın kuşağın kızı not tutuyor


George Dumezil, Türkçe okur yazarların adına aşina olduğu, ama çağının diğer Fransız kalem erbaplarının aksine Türkiye’de modalaşamamış bir isim; son derece üretken olmasına ve ürünlerinin önce Fransa’da, ardından diğer Batı ülkelerinde ciddi yankılar yaratmasına rağmen Türkiye’de eserlerine yönelik bir rağbet nedense oluşmamıştır. Örneğin, yapısalcılığın kurucu babası (Evet, Ferdinand Saussure’den, Claude-Lévy Strauss’tan evvel) sayılan bu çok yönlü sosyal bilimcinin temel yapıtları çevrilmemiştir.
Bu ilgisizliği ya da yarım ilgiyi tuhaflaştıran bir şey daha var: Dumezil buralara o kadar ‘yabancı’ da sayılmayacak bir isim, Türkiye’de beş yıl ders vermiş... Kafkas dillerine ilişkin araştırmaları için defalarca gelip gitmiş, bir Türkiye vatandaşıyla, Ubıhçayı konuşabilen son insan olan Tevfik Esenç’le uzun yıllar teşriki mesaide bulunarak bu dilin en azından kayıtlarda yaşamasını sağlayan çalışmalara imza atmıştır. Dilbilimci, sosyolog, dinbilimci-din tarihçisi (kendisine metatarihçi dermiş) gibi sıfatlarla anılan bu ünlü ve çalışkan, Ali Akay’ın bu yazıda tanıtılan kitaptaki makalesinde ‘bilim sanatçısı’ diye tanımladığı Dumezil’in eserlerinin çevirisini beklerken çok hoş bir sürprizle karşılaştık: Dumezil’in ilk defa Türkçede çıkan bir kitabı var elimizde artık, Fransızcası olmayan, yazarın kendisinin de uzun ömrü içinde, 1986’da 88 yaşında öldüğü zaman haberdar olmadığı, olamayacağı bir kitap: Belkıs Halim Vassaf’ın Defterinden Dumezil’in Sosyoloji Dersi Notları...

Elbette ders notlarına kitap demek birçok sakıncayı içinde taşır; örneğin o şekilde oluşmuş bir kitaptan yazarını sorumlu tutmak mümkün değildir; üstelik haberi bile yokken, üstelik hocayla öğrencileri arasında dil, dolayısıyla da çeviri sorunu varken; Belkıs Halim Vassaf anlatıyor: “Dumezil’in odada aşağı yukarı dolaşarak Fransızca verdiği din tarihi dersinin genç bir tercümanı vardı: Orhan bey. Öyle muallak bir şekilde anlatırdı ki hiçbir şey anlaşılmazdı.” (Gündüz Vassaf’ın, Annem Belkıs kitabından) Dolayısıyla ‘Elimizde bir Dumezil kitabı var’ demenin hayli abartılı bir ifade olduğu haklı biçimde ileri sürülebilir, ama buna rağmen elimizdeki notların toplamının, cumhuriyet Türkiyesinin ilk yıllarında (notlar 1928-1929 ders yılına ait) İstanbul Üniversitesi’nden geçen Dumezil’in çok güçlü bir izini taşıdığını, bu anlamıyla bir Dumezil eseri olduğunu rahatlıkla dile getirebiliriz. Belkıs Halim Vassaf’ın, çevirmenden kaynaklanan sorunlara işaret edip, “...hiçbir şey anlaşılmazdı” demesine pek takılmamak gerekir, çünkü notlar bize bir dönemin Türkiyesinin genç akademisyenlerinin zihinlerine hangi kavramların, hangi isimler üzerinden, hangi fikirler çevrçevesinde, hangi yöntemlerle girdiğine dair bir araştırmada çok işe yarayacak mükemmel bir kayıt getiriyor. Hatta çeviriye dair kaygıların, notları tutan öğrencinin titizliğini artırdığını bile düşünebiliriz; çünkü notlar neredeyse yayımlama fikriyle, hayli ayrıntılı bir biçimde tutulmuş.
Devletleri kadirlerini bilmese de...
Söze başlarken Dumezil’in ders notlarının bugüne ulaşmasının hoş bir sürpriz olduğundan dem vurmuş, sürprizin bir yanı İstanbul Üniversitesi’ndeki Dumezil’den çok güçlü bir izin günümüze taşınmış olmasıdır demiştik, ama bununla bitmiyor. Defterin sahibinin kendi kuşağının çalışkan, üretken, titiz ve vefalı -sadece notların bugüne kadar gelebilmesi bile bu dört sıfatın hak edilmesi için yeterli- isimlerinden biri oluşu, bugünden baktığımızda sürprizin tadını daha da artırıyor. Kitaptaki notlarda hem Belkıs Halim Vassaf’ın izleyip kaydettiği Dumezil var, hem de Dumezil’i izleyip kaydeden Belkıs Halim Vassaf... Bu nedenle kitap sadece konunun öğretmen tarafıyla ilgilenenler için değil, öğrenci tarafı açısından da çekici; öğrenci tarafında, Belkıs Halim Vassaf’ın oturduğu sıralarda, tıpkı onun gibi kendi alanında ülkelerinde ve dünyada haklı şöhretler edinmiş Pertev Naili Boratav, Niyazi Berkes ve Muzaffer Şerif oturuyor. Devletleri kadirlerini bilmemiş olsa da bir tür altın kuşak bu, yeni kurulmuş bir yönetim yapısının, yeni arzuların, ufukların peşindeki bir ülkenin sancılı değişim yılları içinde var güçleriyle bilimin, sanatın peşine düşmüş bir kuşak. Bir tür tarih tünelinden geçiyoruz Belkıs Halim Vassaf’ın notlarına bakarken. ‘Bakarken’ diyorum, çünkü bugün ezici çoğunluğumuz sadece bakabiliriz bu notlara, çünkü bugün artık kullanmadığımız bir alfabeyle tutulmuşlar... Alfabe tam da o yıl, 1 Kasım 1928’de değişti. Dolayısıyla cumhuriyetin ilk yıllarının üniversite tarihinin, o üniversite sıralarında oturan öğrencilerin kullandıkları alfabenin ve konuştukları dilin peşine düşenler için notlar gerçekten yetmiş yılı aradan kaldıran bir tür tarih tüneli.
Yayımlama işi kotarılırken (notlardan yola çıkarak kitabı hazırlayan Gündüz Vassaf’ın vurguladığı gibi) sahih bir tarih bilinciyle hareket edilmiş: Notların fotokopisi basılmış, çeviriyazısı verilmiş ve günümüz diline çevrilmiş. Fotokopide bir dönemin akademisinin altın çocuklarından birinin elini seçebiliyoruz. Çeviriyazıda o kuşağın dillerindeki, akıllarındaki kelimeleri, sesleri işitiyor, kavramları algılıyoruz. Gündüz Vassaf’ın kitaptaki önsözü Belkıs Halim Vassaf’la temas kurma işlevini Annem Belkıs kitabına göndererek yerine getiriyor. Dumezil’le temas işini de Ali Akay’ın ‘Bir Bilim Sanatçısı İstanbul’daydı’ ve A. Sumru Öszoy’un ‘George Dumezil ve Kafkas Dilleri Çalışmaları’ adlı makaleleri yapıyor. İki makale de kısa olmaların rağmen isimlerinin hakkın veriyor.

KİTAPTAN
Zekâmız, sosyal gerçeklik konu olunca ancak felsefe yapar, diğer kuramlar En önemli olan bu kuram çeşitli açılardan önemlidir. Bu düşünce, düşünce hayatında rol oynayan bilimsel sosyalizmdir. Tanımı; maddeciliğin esası “toplumsal olaylar ekonomik kuvvetlerin yansımasından oluşmuştur” der. Bu kuram ilk defa olmak üzere felsefe ve bilim ilişkilerini bizim bakış açımıza yakın bir biçimde çözmeye çalışmıştır.
İdeoloji: Bu sözcük Marx tarafından icat edilmemiştir. Ondan önce Condillac okuluna bağlı Destutt de Tracy denilen bir Fransız tarafından ortaya atılmıştır. İdeoloji, düşüncelerin bilimsel anlamını ve örgütlerini, yapılarını, gelişim alanlarını saptayan bir bilgi dalı idi ve bu kelime hızla Napolyon tarafından çözümleme ile üretim anlamında kullanılmıştır ve “ideolog” denmiştir. Gerçekle, olayla ilgilenmeyen, zihninde bileşim yapan insanlar anlamına gelmiştir. Marx bu ifadede görülen ince alay anlamından yararlanmaya kalkmıştır. Çünkü ona göre bunun anlamı “bir olayın yansımasından ibarettir” demektir. Yani bilginin zihinde başkalaşıma uğramış olan fakat bilgimiz olmayan bir yansımasından ibarettir. Sosyal olayların bu olaylar üzerine [...] ekonomik ilişkilerden birini ve en önemlilerini de üretim haklarına ayırırız. Fakat bunun üstünde değerler dünyası vardır ki, altyapı üstyapıyı kurar. Marks ve Engels’in düşünceleri işte bunlardır. O halde felsefe ekonomik ilişkilerin yansıması oluyor: örtülü-açık. Bazı yansımalar vücut bulduğu zihin içinde ya örtülüdür veya açıktır.
Kitaptan

DUMEZIL’İN SOSYOLOJİ DERSİ NOTLARI
Belkıs Halim Vassaf’ın Defterinden
Hazırlayan: Gündüz Vassaf
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
2009, 282 sayfa


(Radikal Kitap, 4 Aralık 2009)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder